jump to navigation

Kimin için Varız? 7 Temmuz 2010

Posted by HD in Global Compact, Küresel İlkeler Sözleşmesi.
trackback

Kimin için varız?

Hansın Doğan

Bu yazı KAL-DER Önce Kalite dergisi Temmuz-Ağustos sayısında yayınlanmıştır.

İş dünyası yönetim modellerine hep bir fikir babası aramıştır. Albert Humphrey’in SWOT analizi yöntemi, Michael Everett Porter ‘ın beş güç modeli, McKinsey firmasının 7S modeli ve Bill Smith’in (Motorola) 6 Sigma modeli gibi. Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) hakkında çok şey yazılıp çizilmesine karşın, bu kavramın çok büyük bir sıkıntısı, kavramı geliştirmiş ve tanımı net bir şekilde koymuş birinin olmaması.

Yıllardır KSS nedir ve ne değildir diye tartışılırken, geliştirilen tanımlara karşılık olarak KSS yerine başka birçok terim önerilmiştir: Kurumsal sorumluluk, kurumsal vatandaşlık, sorumlu işletmecilik, sürdürülebilir sorumlu işletmecilik, kurumsal sosyal performans vb.

ISO 26000 kodlu sosyal sorumluluk standardı habire geciktirilirken, KSS kendine hala bir yön arıyor. Günümüz küresel rekabet koşullarının getirdiği baskıyla şirketler giderek artan oranda KSS’yi anlamaya ve iş süreçlerine yerleştirmeye çalışıyor.

Accenture ve BM Küresel İlkeler Sözleşmesi (KİS) tarafından hazırlanan ve 24-25 Haziran 2010’da  düzenlenen KİS Liderler Zirvesi’nde sunulan “Building a New Era of Sustainability” raporunda, tüm dünyadan 766 CEO’yla yapılan bir anketin sonucu olarak, yöneticilerin yüzde 93’ünün şirketlerinin gelecekteki performansı için Kurumsal Sürdürülebilirliğin çok kritik olduğuna inandığı söyleniyor. Otomotiv gibi bazı sektörlerde bu oranın yüzde 100’e çıktığını görüyoruz.

Şirket yöneticileri durumun farkında görünse de her birine KSS’den ne anladığını sorduğunuzda aldığınız cevap çok farklılaşıyor.  Sosyal, ekonomik ve çevresel etki analizi yaklaşımı çok genel kalıyor ve şirketler özelleştirilmiş KSS stratejileri geliştirmekte zorlanıyor.

Sürdürülebilirlik kavramının ilk olarak Birleşmiş Milletler Brundtland Komisyonu tarafından tanımlandığı 1987 yılından bu yana dünya çok değişti. Kurumların yaygın e-posta kullanımına bile henüz başlamadığı o tarihlerden bu yana dünya giderek küçüldü, düzleşti ve birleşti.

Yeni dünyada rekabetin kuralları hızla değişiyor. Bu hızlı değişimin içinde KSS’ye bir yer bulmak ve onu pekiştirmek giderek güçleşiyor. Bazı şirketler karlı kalabilmek için kural dışı mızıkçılık yapıyor ve bunun neticesinde birbiri ardına skandallar patlıyor, firma bünyesinde ve kendine bağımlı tedarikçilerde yüzbinlerce kişinin bir anda işsiz kalmasına yol açan iflaslar yaşanıyor. Bilançolarıyla oynayan, rüşvetle iş bağlayan, doğayı tahrip eden, çalışanının haklarına saygı göstermeyen bir şirketin ne kadar sürdürülebilir olması beklenir ki?

Kar amaçlı kurulmuş olsalar da karlı kalabilmek için şirketlerin İnsan ve Çevre odağını hiçbir zaman kaybetmemesi gerekiyor. John Elkington’ın 1994 yılında ortaya attığı Üç Temel Unsur (Tripple Bottom Line – TBL) yaklaşımı şirketlerin odağının “İnsan, Gezegen ve Karlılık” üzerine kurulması gerektiğini söylüyor. BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin de temelini oluşturan bu yaklaşımın esası, şirketin sorumluluğunun hissedarlarla sınırlı olmaması, tüm paydaşları kapsaması yönündedir. Burada paydaştan kastedilen, kurumun varlığı ve operasyonları nedeniyle dolaylı ya da dolaysız etki altında kalan herkestir.

Bu esas, şirket kavramının ilk tanımlandığı eski Roma’da “corporation” sözcüğünün kökeni “corpus” sözcüğünde kendini belli ediyor. Corpus Latince’de insan bedeni demektir. Corpus sözcüğünün kullanılmasının sebebi, kurumsallaşmanın insan merkezli olması ve kurumsallaşmış bir birlikteliğin herhangi bir bireyin ömründen bağımsız bir şekilde hayatını devam ettirebilmesidir.

Kimileri için iddiali bir laf olacaksa da sonuç olarak söylemek istediğim, KSS sadece itibar geliştirmek, müşteri bağlılığını artırmak, çalışan motivasyonunu yükseltmek ya da finansör çekebilmek için üstlenilmesi gereken bir maliyet değil, bir şirketin varoluş sebebidir. Şirketler insan odağını kaybederse varoluş sebebinden uzaklaşır.

Sürdürülebilir bir işletmenin daha kuruluş aşamasında sağlam bir KSS stratejisi olmalıdır ve şirketin varlık amacını anlatmalıdır. Şirketin kimlerin yararına nasıl bir hizmet ve ürün geliştirip sunduğu, hangi coğrafik alanda hangi profilde insanlara istihdam imkanı sağladığı, topluma, kültüre, sanata nasıl bir değer kattığı, en verimli kaynak kullanımını nasıl sağlamaya çalıştığı, oluşturduğu finansal değerleri hissedar, çalışan, kamu ve toplumla nasıl paylaştığı anlatılmalı ve gelişmeler her yıl düzenli olarak raporlanmalıdır.

KSS sonradan düşünülecek bir lüks değil, en başta düşünülmesi gereken temel bir ihtiyaçtır.

Önce Kalite Dergisi Temmuz-Ağustos sayısını buradan inceleyebilirsiniz.

Yorumlar»

No comments yet — be the first.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 179 other followers