Röportaj: Meşale 1 Aralık 2008
Posted by HD in Global Compact, Küresel İlkeler Sözleşmesi, Röportaj.Tags: Hansin Dogan, Küresel İlkeler Sözleşmesi, kurumsal sosyal sorumluluk, Meşale, Röportaj, TED
trackback
(Bu röportaj TED Meşale dergisinde yayınlanmıştır)

Dünyanın çeşitli ülkelerinde, her geçen gün pek çok kuruluş Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne imza atıyor. Yaşanabilir, daha güzel bir dünya için, yapılan çağrıya katıldıklarının beyanı olarak… Sözleşme’nin Türkiye sorumlusu Hansın Doğan’la bu kapsamda yürütülen çalışmaları konuştuk…
Hansın Bey, öncelikle sizi tanımak isteriz.
İlkokulu TED Ankara Koleji’nde tamamladım. Sosyal aktiviteleri zengin, değişik etkinliklerle eğitimi birleştirmiş, yabancı dil eğitimine önem veren, çok özel bir okuldu. Dört dörtlük, her yönüyle bir çocuğu nasıl geliştirmeniz gerekiyorsa ince ince işleyen, yetiştiren bir kurumdu. Ben de bundan faydalanan ekiptenim. Ancak, ilkokul biterken yarış havasına ben de katıldım. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’ni kazanınca öğrenimime burada devam ettim. Bu arada TED ile olan gönül bağımı hiç koparmadım. Onun verdiği alt yapıyla şu anda geldiğim yerlerin bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Daha sonraki eğitim yıllarımda aynı ortamı bulamadım ne yazık ki. Daha farklı eğitim metodları kullanılıyordu. Üniversiteyi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme bölümünde okudum. Mezun olduktan sonra Uluslararası İlişkiler Kürsüsü’nde öğretim görevlisi olarak altı yıl çalıştım. Okuldaki İnsan Hakları Merkezi’nin birtakım idari işlerini yürüttüm.O sırada özellikle insan hakları alanına yoğunlaştım. Şirketlerde insan hakları boyutu üstüne eğilmeye başladım.
Birleşmiş Milletler (BM)’de de insan hakları çerçevesinde çalışıyorsunuz. BM’deki görevinizden de bahseder misiniz?
BM’de 2001 yılında göreve başladım. Özel sektör sorumluluğu ve kurumsal insan haklarıyla ilgili çalışmalar yapıyorum. İşletme ve insan haklarını buluşturma perspektifini buraya yansıtmaya çalıştım. Bunu yürütmek üzere İstanbul’da açılan özel sektör ofisinin başına geçtim. Şu anda Birleşmiş Milletler’in bu konudaki girişimi olan Global Compact Network (Küresel İlkeler Sözleşmesi) Türkiye sorumlusuyum. Bu çerçevede şirketlerle kurumsal sosyal sorumluluğun yaygınlaşması için çalışmalar yapıyoruz.
Türkiye sorumlusu olduğunuz Küresel İlkeler Sözleşmesi nedir?
Küresel İlkeler Sözleşmesi ilk kez 1999′daki Davos Zirvesi’nde ülkeler arasında görüşüldü ve geliştirildi. 2000 yılında Kofi Annan tarafından duyuruldu. Bu bir çağrıdır. Şirketleri, küreselleşmenin zorluklarını ortadan kaldırmaya, sorumlu vatandaşlık kavramını yaygınlaştırmaya, kurumsal sosyal sorumluluk üstlenmeye çağıran bir davettir.
Bu çerçevede ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
Birtakım eğitimlerin-seminerlerin verilmesi, yayınların çıkarılması, araştırmaların yürütülmesi, şirketlerle birebir görüşmeler yapılması, onların kendi stratejilerini geliştirmesi için yardımların sağlanması gibi çalışmalar yapıyoruz. Kurumsal sosyal sorumluluk gelişirken bunun hayata geçmesi için somut projeler üretmeye başladık. Microsoft’la sayısal uçurumun kapanması ve bilgisayar okur-yazarlığının gelişmesi için birproje başlattık. Bunu Cisco’yla meslek edindirmeye yönelik teknisyen yetiştirme olarak büyüttük. Vodafone’la genişlettik. 1 milyon kişiye uzaktan eğitim verebilecek sistemi hayata geçirdik, -uzaktan eğitime bilgitoplumu.net adresinden ulaşılabiliyor. Intel’le kırsal kalkınma boyutunu incelemeye başladık. Coca-Cola’yla gençler için bir fon kurduk: Hayata Artı Gençlik Fonu. Bu fondan yereldeki 31 gençlik grubu faydalandı, proje devam ediyor. Kültür, spor, sanat, eğitim vs. ile ilgili konularda engellilere yönelik bir proje oldu. Şu an ağırlığı çevreyle ilgili meselelere çözüm sağlayacak çalışmalara verdik. Türkiye dahil pek çok ülkede uygulanacak su konulu bir proje başlattık. Temiz suya erişim çok hassas bir konu. Özellikle kırsal alanda sağlıkla ilgili boyutları ve sanayide su kullanımını ele alıyoruz. BTC ile çevresel etkilikle ilgili bir fon kuruldu. Doğan Holding’le organik tarım projesi gerçekleşti. Efes Pilsen’le Doğu Anadolu Turizmi ve kalkınması üzerine bir proje Çoruh vadisinde başladı. Engelliler üzerine Düşler Akademisi adında yeni bir proje başlattık burada. Bankalarda kredi uygulaması başlayacak. Kredi uygulamalarının gelişmesi için TEB’le birlikte çalışıyoruz.
Bu çalışmaları ne zamandır yürütüyorsunuz?
3.5 yıl önce, kurumsal sosyal sorumluluğun çok farklı algılandığı dönemlerde başladık. İlk önceleri hayırsever bir sponsorlukla çok karıştırıldık. Geldiğimiz noktada Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne katılım anlamında kurumsal sorumluluğun doğru anlaşılmasında çok ciddi bir gelişim sağlandı. Kalkınma işbirlikçileri somut projelendirmede bu kısa sürede böyle bir portföye ulaşmak da bizi hem şaşırttı hem ne kadar önemli bir potansiyelimiz olduğunu anlamamızı sağladı.
Bu çağrının Türkiye’de ilk yansımaları nasıl oldu?
Türkiye’de 2002 yılında ilk lansmanı yaptık. Ancak bunun arkasından hareket olmadı. Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin özünde iş dünyası öncülüğü yatar. Girişim başladıktan sonra şirketler kendileri süreci geliştirir. Kendileri yürütme kurullarını, danışma kurullarını oluşturur. Türkiye’de bu olmadı. Bunu sağlamak üzere İstanbul’daki ofisi açtık.
Dünyadaki yansımaları ile Türkiye’deki yansımaları ya da işleme sistemi farklı mı?
Her ülkede farklı çünkü kurumsal sosyal sorumluluk hem zaman içerisinde gelişiyor, hem de bulunduğunuz coğrafyadaki koşullara göre değişebiliyor. Bir İngiliz firmasının sorumlulu hissedeceği alanlarla örneğin Denizli’deki bir tekstil firmasının sorumlu hissedeceği alanlar farklı. Birisi uluslararası operasyonlarından ötürü tedarikçilerini,atölyelerin çalışıp çalışmadığını denetliyor, diğeri personelinin ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışıyor, üretimdeki yeni çevre teknolojilerini nasıl kullanabileceğiyle uğraşıyor. Uygulama şirketten şirkete de değişebilir ancak temel konsept aynıdır. Türkiye’de son 2-3 yıldır çok ciddi bir ilerleme var. Birkaç yıl öncesinde kavram tam olarak bilinmiyordu. Şu anda ciddi biçimde sahip çıkılıyor.
Yürüttüğünüz bu projelerde kurumlara sadece danışmanlık, planlama ve strateji hizmeti mi veriyorsunuz yoksa proje aşamasını da birlikte mi gerçekleştiriyorsunuz?
İlk aşamada Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin tanıtımını yaptık çünkü ilk etapta kavramı yerleştirmek, kurumsal sosyal sorumluluğu konumlandırmak ve doğru anlaşılmasını sağlamak gerekiyordu. Medyanın ve bazı öncü şirketlerin desteğiyle tanıtım aşamasını altı aylık bir dönemde kapattık. Kurumsal sorumluluk doğru algılanmaya başladı ancak danışmanlık, strateji geliştirme ve raporlama hizmeti sağlayacak kurumlar yoktu ya da yetersizdi. İkinci aşamada bu doğrultuda yerel kapasiteyi güçlendirmeye çalışıyoruz ve şirketlerle birebir iletişime geçiyoruz. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla ve halka ilişkiler firmalarıyla birlikte hareket ediyoruz. Üyesi olduğumuz çeşitli KSS platformlarında fikrimizi paylaşıyoruz. Türkiye’de bu ihtiyacı karşılayabilecek kapasite oluşmasına çalışıyoruz. Bunun için kaynak desteği sağlamaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Örneğin raporlama yapmak için başvurabileceğiniz Türkçe bir kılavuz ya da kitap yoktu. Koç’un desteğiyle “Çıtayı Yükseltmek” kitabı hazırlandı. Raporlamayla ilgili bir kılavuz ve Küresel İlkeler Sözleşmesi kılavuzu basıldı. British Council’in desteğiyle “İmzadan Sonra” isimli, KSS taahhüdünde bulunduktan sonraki adımları anlatan bir kılavuz basıldı. Tüm bunlar çok güzel katılımcı işbirlikçi modellerle hayata geçiriliyor. Karşılıklı danışılarak, paydaşlarla görüşülerek, hem şirketlerin hem STK’ların desteğini alarak güzel bir paylaşım platformu oluşuyor.
Bir şirket neden Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzalar?
Şirket herşeyden önce Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin dünyada yaşanan bazı sıkıntılara çözüm getirmek için bir işbirliği çağrısı olduğunu biliyor. Bu ilkeye attığı imza, onun sorun yaratan tarafta değil, çözüm üretmeye çalışan tarafta olduğunun beyanıdır. Küresel İlkeler Sözleşmesi bir taahhüttür. İklim değişikliği problemi mi var, sorumlu hissediyorum, su problemi mi var, sorumlu hissediyorum, bu konuda birileri birşeyler yapmaya çalışıyorsa, ben de yanlarındayım, ben sorunu yapan tarafta değil çözüm getirenlerin yanındayım demektir. Bu taahhütte bulunmak itibar ve özgüven göstergesidir. Bu mesajı verdikten sonra o taahhüdü hayata geçirmek gerekir. Şirket kendi iş stratejilerini geliştiriyor, iş sürecini buna entegre etmeye çalışıyor. Her aşamada bunu inceliyor. Üretimini ve yatırımını sorumluluk bilinciyle yapıp yapmadığını, çevre etkisini iyice gözden geçirip geçirmediğini, çalışanlarının ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, müşterilerinin şirket hakkındaki düşüncelerini sorguluyor. Yani çok boyutlu düşünmeye başlıyor şirket, özellikle kendi faaliyet alanında topluma daha fazla nasıl katkıda bulunabileceğiyle ilgili olarak.
Şu anda Türkiye’de sözleşmeyi imzalayan kaç şirket var?
Şu anda 175′i geçti ancak aktif olanların sayısı 130 civarında çünkü birkısmı raporunu göndermediği için aktif listeden çıkartıldı. Sözleşmenin böyle bir yaptırımı var,her yıl rapor istiyor. Ne yaptığınızı raporlayamazsanız listeden çıkartılıyorsunuz. Bekleme odasına alınıyorsunuz.
Sözleşmenin bunun dışında bir yaptırımı var mı?
Yok; çünkü kurumsal sorumluluk gönüllülük esasına dayalıdır. Kendi kendinize sorumlu hissetmeli gönüllü olarak bir şeyler yapmalısınız. Yapmıyorsanız, imzanız artık yok sayılıyor. Sözleşmenin gelişigüzel imzalanmamasına yönelik bir kaygı var; ancak sistem herkese açık. İmzadan sonra neler yapıldığı takip ediliyor.
Sözleşmeyi imzalayabilmek için belli bir şart var mı?
Evel var. Özel sektöre dönük bir girişim ama her türlü kurumsal merciyi kabul ediyor; çünkü şirketlerle kamu-sendika ilişkilerini de güçlendirmeye çalışıyor. Kurumun ya da şirketin en az 10 personelinin olması gerekli. 10 kişiden az şirketler sözleşmeye imza atamıyor ama destekçi olabiliyor. Ayrıca sözleşme, sigara firmalarına ve silah üreticilerine aşık değil.
Türk Eğitim Derneği sözleşmeyi imzalayan kurumlar arasında. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Eğitim alanında bu kadar önemli bir kuruluşun sözleşmeyi imzalamış olması son derece anlamlı. TED’in bu alanda diğer eğitim kurumlarına ve sivil toplum kuruluşlarına öncü olacağına inanıyorum. Türk Eğitim Derneği gibi bir eğitim kurumundan en başta beklenen şey kurumsal sosyal sorumluluğun yaygınlaşması için çaba göstermesidir. Bu, eğitim yoluyla olabilir. En büyük beklentimiz öğrencilere küçük yaştan itibaren sosyal sorumluluk bilincinin aşılanması, bu bilincin yaygınlaşması. Bunun da standart eğitim kalıpları içinde olması gerekmiyor. Boş zamanlarda sosyal hizmetlerde görev alma, hastalara yardımcı olma, engellilerle birlikte bir kamp yapma gibi etkinliklele bu bilinç geliştirilebilir. Öğrenciler büyüyüp kendi işlerini kurduklarında, ya da ilgili bir pozisyonda çalıştıklarında bu sorumluluğa uygun davranacaklardır. Şu anda küreselleşmenin özellikle doğa üzerinde birtakım baskıları var. Sadece ekonomik düşünmemek gerekiyor. Herkes üzerine düşeni yapmalı. Küresel İlkeler Sözleşmesi şirketler boyutunda bir çare belki ama her birey bunun bir parçası olmalı, bunu desteklemeli. Eğer toplum bir beklentiye girmezse, her şirket kendini iyileştirmek için çaba göstermez.
Bireyler olarak neler yapabiliriz?
Bilinçli, sorumlu ve talepkar tüketici olmak yapılması gereken en önemli şeylerden biri. Örneğin Avrupa’lı tüketici bu konuda firmadan ciddi bir beklenti içindedir. Markete gittiğinde iki ayrı ürün görüyor, mesela ton balığı. Yunuslar ton balığını çok yedikleri için daha fazla ton balığı üretmek üzere yunus balıkları öldürülüyormuş. Bir ton balığı markasının üzerinde “yunuslara zarar verilmemiştir” ibaresi yer alıyor. Avrupalı tüketici bunun ne demek istediğini anlıyor. Pahalı olsa bile sorumlu şirketin ürününü alıyor. Avrupalu tüketicinin ortalama %70′i çevreye zarar vermeyen, sosyal sorumluluk bilincinde olan, bunu yerine getiren firmaları biliyor, tanıyor ve tercih ediyor. Mesela bir ayakkabı firmasının Uzak Doğulu çocukları çalıştırdığını duyuyor, o firmanın ayakkabısını kimse giymiyor,o firma iflas noktasına geliyor. Bizim de bu bilinci ve firmadan beklentilerimizi geliştirmemiz gerekiyor.





Yorumlar»
No comments yet — be the first.